Kitapgezer – Bölüm 1

Ben bir kitap gezerim. Geceleri etrafta bulunan herhangi bir kitabın içerisine girer, orda var olurum. Kulağa uçuk bir fikir gibi geldiğinin farkındayım. Bir kafa doktoruna görün dendiğini duyuyor gibiyim. İnanın, onu da yaptım. Ben normal insanlar gibi rüya görmüyorum. Kitapların içini görüyorum. Bu bir lanet mi, yoksa bir lütuf mu, bazen benim de kafam karışıyor. Bu yazacaklarım da benim hayat hikayem — ya da daha doğrusu gezdiğim kitaplar. Bu da bir gezi kitabı aslında. Evet, evet, öyle.

İlk ne zaman başladı bilmiyorum. 2 ya da 3 yaşlarında olmalıyım. Kendimi ifade etmeye başladığım zaman anneme anlattığımı hatırlıyorum. Annem rüyalarımın hep çok canlı olduğunu, hayal gücümün çok geniş olduğunu söylerdi. Ona göre rüyalarımda karga ve tilki görüyordum, ağustos böceği ve karıncayı çok sevdiğim için rüyalarım onlardan etkileniyordu. Onları rüyamda görmemin sebebini masalları bana okumasından kaynaklandığını düşünüyordu. Ona göre duyduklarım beni çok etkiliyordu.

Çevremizdeki insanlar, çocukların masallarla gerçeği ayırt edemediğini, ondan dolayı gördüğümü düşünüp bununla eğleniyorlardı. “Hadi yavrum, teyzelere ne gördün, ne olmuş, ne kadar da tatlı anlatıyorsun.”

Annemin hiç okumadığı bir masalın içerisinde bir cadı beni fırına attığında içine kuşku düştü. 3 yaşındaki bir çocuğa uygun bir masal değildi. Bana bunu kim söylemiş, anlatmış olabilirdi ki? Rüyamla eğlenmek yerine bir şeylerin ters gittiğine dair bir his oturdu içine. Kime ne anlatabilirdi ki? “Aktif ve etkilenen bir zihne sahip bir kız çocuğu,” derlerdi.

Sonraki gün yedi cücelerle madene gittiğimi söyleyince zihninde tilkiler oluşmaya başladı. Üçüncü gece denizde boğuldum, çok korktum, küçük bir kara balık vardı, dediğimde kitapları şöyle bir süzdü. Bir tanesini seçti ve bana okutmaya çalıştı. Zavallıcık, benim ondan gizli okuma öğrendiğimi ve onları okuyup etkilendiğimi düşünüyordu. Okuyamamam kafasında daha çok soru işareti bıraktı. Tüm gün evde annemleydim. Kimse bana bu masallardan bahsetmiyordu ama ben onlardan belirli kesitleri biliyordum. Özel bir çocuk olduğumu ama ne açıdan özel olduğumu bilemiyordu. Zihinsel bir sorunum olduğu düşüncesi yüreğini darlıyordu.

Dördüncü gece çizmeli bir kedinin beni cırmaladığını söyledim. Ertesi gün bir doktora gittik. Bana bir takım testler yaptı. Sağlıklı bir çocuktum. Endişelenmemesini, benim hayal gücümün çok geniş olduğunu, bunun benim yaşımdaki bir çocuk için normal olduğunu söyledi. Annem rahatladı. O gece bir mağaranın içerisine hapsedildim. Bir tekerleme tutturdum: “Açıl susam açıl.”

Annem bu süreci tek başına geçiremeyeceğini fark etti. Arabaya atlayıp anneannemin yazlığına gitti. Anneannemle orada buluşacaktık. Biraz tatil, biraz sarılma bize iyi gelecekti. 2 odası, 1 salonu vardı evin. Salon mutfakla bitişikti. Bir odada ben ve annem, diğerinde anneannem yattı o gece.

O gece hiç rüya görmedim. Sadece karanlığın içerisinde, boşlukta salınıyordum. Annem bunun iyi olduğunu düşünüyordu. Ben ise korkuyordum. Uzun süre karanlıkta kalmaktan korkmuştum. Annem korkmamamı, bu gece rüyamda ne görmek istersem onu görebileceğimi, sadece düşünmemi söyledi.

Dondurma düşünmek. Tüm gün çeşit çeşit dondurma düşündüm. Karanlık ve boşluktaydım, korkuyordum. Annem beni uyandırdı, bana sarılıyordu. Titriyordum. Ne gördüğümü sordu. “Karanlıkta olduğumu, sonsuz bir karanlık,” dedim.

Annem ne yapacağını bilmiyordu. Uzun uzun düşündü sadece. Neye yoracağını bilmiyordu. Artık bana kitap okumadığı için zihnimin rüya üretemediğini düşündü. Bana kendi oldukça yaratıcı, huzur veren bir masal anlattı o gece. “Bu gece rahat uyuyacaksın,” dedi. Rüya göreceğimden emindi.

Gece titreyerek uyandım. Artık uyumak istemiyordum. O gün bir kitapçıya gittik. Annem kendine ve bana kitaplar aldı. Salonda bütün masal kitaplarını okudu. Uykum geldiğini fark edince beni yatağa taşıdı. Yanıma oturdu ve kendi kitaplarından birini okudu.

Balta ile bir kadın öldürüldü o gece. Annem algılayamadı. Masal kitaplarında böyle bir şey yoktu. Televizyon da izlemiyorlardı. Anneannem ile benim bunu nereden duyabileceğimi tartıştılar. Birbirlerini suçladılar. Birbirlerinden özür dilediler.

Annem dehşet içerisindeydi. Küçük kızının bir sorunu vardı ve zihnine giremediği için onu çözemiyordu. Sonra gözleri okuduğu kitaba kaydı. “Yüksek sesle mi okudum?” dedi. “Suç ve Ceza.” Rahatlar gibi oldu. Yüksek sesle okumuş olmalıydı. Kendini buna inandırdı.

O gece katil yakalanmıştı. Polis sorgusunda “Ben öldürdüm,” demişti. Zayıf, titreyen bir bedeni vardı. Polis ona ilk önce “Hasta mısınız?” demişti. Sonra beni gören polisler şaşırmıştı. Ben de korkup uyanmıştım. Annem kendi kitabını yırtıp attı. Onun kitabını rüyamda nasıl gördüğümü anlamadı. Korktu. Kitap varsa rüya var, kitap yoksa bir boşluk.

Ben okula başlayana kadar evde sadece bir kitap vardı: “Ayşegül Yaşasın Tatil.” Ayşegül benim en yakın arkadaşımdı.

Olay şöyle işliyordu. Benim yattığım yerde kitap olması gerekiyordu. Ben gece o kitapta var oluyordum. Bu sayede iki farklı hayatım oldu. Annem her gece tembihliyordu: Kitap bildiğimiz bir kitap olmasına rağmen farklı bir şey hissedersen sadece saklan, saklanamıyorsan kaç.

Derken okul çağına geldim. Annem endişeliydi. Kitaplar hayatımıza girmek üzereydi. İlk günün sonunda eve çizgili bir defter ile geldik. İlk yazı defterim. Annem arkadaşlarımdan farklı olmamı istemiyordu.

Odama bir masa ve kitaplık koymuştu. Masamda ilk çizgilerimi çizdim, ilk ödevimi yaptım ve kitaplığıma yerleştirdim defterimi. İlk rüyamı gördüm. Bir ipin üzerinden düştüm. Annem emin olamadı. Gece Ayşegül’ü görmemiştim. Dört yıl boyunca sadece Ayşegül vardı ve şimdi bir rüya.

Korkular geri geldi. Masa ve kitaplık oturma odasına taşındı. Odamda başucumda sadece Ayşegül kaldı. Çok üzülmüştüm. Bana aitti onlar. Odamda durmalarını istiyordum. Ayşegül’e durumu anlattığımda adalet olması gerektiğini söyledi. Ben de anneme ait olan bir şeyi odama almaya karar verdim: Günün gazetesi. O gece rüyamda yanmış bir fabrikanın içerisinde durdum. Yanık kokusunu alabiliyordum. Annem sabah korkmuş olarak görünce bir sorun olduğunu anladı. Ben de çabuk itiraf ettim.

Gazeteler de rüyalarıma sızıyordu. Haberlerde yanan bir fabrika ile ilgili bir haber vardı. Odamda her türlü kâğıt yasaklandı. Odamda her türlü yazı içeren nesne yasaklandı. Benim bomboş odam.O an anladım ki, kitaplar yoksa bile, hikâyeler peşimi bırakmayacaktı.


Yorum bırakın