Small white cabin with gray roof in colorful autumn forest surrounded by trees and plants

Yeni Bir Cuma Bölüm 4: İlerlemek

Temkinli adımlarla ileriye doğru adım attım. Bir gözüm hep arkamda. Bir adım, bir adım daha. Ne bir boşluğa düştüm ne de bir yere kafamı çarptım. Gerçek hayatta ne yaptığımı hâlâ merak ediyorum. Bir daha akıllı saatimi takacağım. Bir daha olacağından da eminim. Olaya bak.

Yürüdükçe rahatlamaya başladım. Kuş sesleri varmış: çıçıçıçı…

İleride ağaçlar, geride ağaçlar, sağda ve solda ağaçlar. Uzmanların dediği günlük 8 bin adımı atıyorum sanırım. Zihinsel sorunum beni sağlıklı bir birey mi yapıyor şimdi?

Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim. Ağaçların sonu minik bir eve çıktı. Ev! Tek odalı bir eve benziyor. Etrafında turladım; hiç pencere yoktu, sadece kapı. Nasıl nefes alıyor bu insanlar? Tabii insan mı, tabii dışarıda oksijen mi var; diğer bir soru. Ama oksijen yoksa bana bir şeyler olurdu. Zaten bana bir şeyler oldu. Ne düşünüyorum ben ya! Zaten normal bir durumda değilim, giriyorum içeri.

İçerisi boş, tahtadan bir odaydı. Dışı tahta değildi ama kapıdan sadece ışık geliyordu. İçerisi ise aydınlıktı. Lamba aradı gözlerim ama o bile yoktu. İçeri bir adım attım. Kapının arkasına bakmak için kapıyı örttüm. Kapı kapanmıştı ama örtük kapıdan hâlâ ışık geliyordu. Tekrar açtım kapıyı. İlk kez bir yerden ışık geldiğini görüyorsam üstüne giderim, bilirsiniz. Ben de ışığa doğru yürüdüm.

Kendimi nasıl anlatsam? Eşya yığını. Elektronik yığını belki daha doğru olur. Kendimi bir elektronik yığınına bakarken buldum. Düzensizce oraya buraya dağılmış elektronik eşyalar… Raflarda, yerlerde, masalarda. Büyük bir alandı. Depo gibi bir yer ama temiz, tozsuz. Etrafı incelemeye başladım. Kablolara baktım. Anakartlar, RAM’ler vardı. İlerledikçe başka bir kapı aralığı gördüm. Kapı yoktu. Bir ortak alana çıkıyordu; beş ayrı yere açılan bir ortak alan. Sanırım bir tanesi kimyasalların olduğu bir depo, diğerinde bitkiler vardı. Bir diğerinde çalışma odası. Çalışma odasına girdim. Bir masa, sandalye, bilgisayarlar, belge dolapları, kitaplık vardı. Kitaplık hangi dildi acaba?

Kitaplığa doğru adım atarken bir ses duydum.

“Sen de kimsin?”

Arkamı döndüm. Tuhaf olduğunu düşündüğüm bir adam bana bakıyordu. Uzun saçlı, keten gömlek ve pantolonlu, 50’li yaşlarda bir adam. Aslında normal duruyordu. Tuhaflığı nereden geliyordu? Gözleri kırmızı renkti. Ama ilk kırmızı mıydı? Ben mi yanılıyorum? Ama sarı mı oldu şimdi de!

Tüm akıl hastası olma ve rüya olma fikrine sığınarak kaçmaya başladım. Ama nereye? Geldiğim yoldan geriye. Elektronik depoya. Işık, orada ol. Arkamdan ses gelmiyordu ya da ben duymuyorum. Başım ötüyor ve kalbim çarpıyor. Elektronik deposunda ışık oradaydı. Işığı geçtim, eve geri geldim. Kapı ışık vermiyordu artık. Açıp çıktım. Meyve ağaçlarının içerisine gidebildiğim kadar gittim. Uzaklaştım. Durdum.

Her koşulda arkasına bakan ben bir hata yapmıştım. Arkama bakmamıştım. Baktığım anda oradaydı. Bu sefer gözleri mordu ve hemen yeşile geçti. Benim kaçacak gücüm yoktu, onun da sanırım. Öylece durduk.

“İlginç,” dedi. “Gözlerin neden hep aynı renk?”

Onun gözleri maviydi artık.

“Senin neden sürekli farklı?”

“Nasıl yani?” dedi.

Şaşırmıştı soruya. Ne demem lazımdı şu an? Sürekli değişiyor gözlerin desem, tekrarlamaktan başka bir şey olmaz. Ne demeliyim bilmiyorum.

“Hasta mısın?” dedi. “Yardım için mi geldin? Ondan mı evime izinsiz girdin?”

Bana saldıracak gibi durmuyordu. Ama şu an ne demeliyim bilmiyorum. Yalan mı söylemeliyim, doğruyu mu söylemeliyim? Onca yol beni takip etti; bu normal mi? Düşünemiyorum. Derin nefes aldım. Kafamı yukarı kaldırdım. Hava kararmak üzereydi.

“Gitmeliyim,” dedim.

Hava kararınca bu da bitecekti. Evime benimle gelsin istemedim. Gelebilir miydi, bilmiyorum. Bilmemek kötü bir şey.

“Yardım edebilirim,” dedi.

“Gitmeliyim,” diye uzaklaştım. Arkama baka baka.

“Gene gel,” dedi. “Ama bu sefer zili çal. Yardım ederim.”

Yürüdüm. O da geri dönmeye başladı. Arkasına bakmıyordu. Uzaklaşabildiğim kadar gittim. Kırmızı yapraklı ağaç işte burada. Yaslandım. Gözlerimi kapadım, açtım. Odamın kapısında, eşikte oturuyordum.


ZAMANSIZ KİTAPLAR sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın